Yayınlara Dön

Harfin Dolaşımı: Sanatın Yazısı Üzerine

Ayça Korkmaz

1 Kasım 2025

Freud-Lacan Psikanaliz Derneği — ALI Turquie

2025 Sonbahar Psikanaliz Buluşmaları

Yazı ile Söz Arasında Harf

Bu konuşma için hazırlanırken aklımdaki sorular şu şekildeydi:

Sanatçı üretirken sanat yapıtı bir yazıya (écriture'a) nasıl dönüşüyor?
Sanat yapıtında harfe ne oluyor?

Ve bu sanatsal yapıt izleyicisiyle buluştuğunda harfe ne oluyor? Bizi etkileyen bir sanatsal yapıt, bize nasıl değiyor? Değmek kelimesini özellikle seçiyorum, burada Gerçek'le ilişkili ne oluyor? Burada değen, sanatçının sanat eseri mi yoksa artık sanatçıyla bir bağlantısı yok mu?

Veya başka bir soru, tiyatroda, sinemada, müzikte, heykelde, fotoğrafta bu harfe ne oluyor?

Sanat yapıtındaki yazı, bir harf olarak nasıl değiyor izleyene, bakana? Bugün, sözün olmadığı yerden, fotoğraf üzerinden konuşacağım.

Harfin dolaşımı üzerine konuşmaya M.Ö. 5. Yüzyıldan bir anektod ile başlayacağım. Zeuxis ile Parrhasios Antik Yunan'ın iki ressamı, kimin daha iyi bir ressam olduğuna dair bir düelloya giriyorlar. Bu düelloda, iyi bir ressam olmanın ölçütü göz yanıltmadır. Zeuxis üzüm salkımlarını öyle ikna edici boyar ki kuşlar aldanır.

Parrhosios ise bir perde resmeder ve öyle gerçekçi resmeder ki Zeuxis perdeyi açın dediğinde artık Parrhosios düelloyu kazanmıştır.

Zeuxis doğayı kandırır, Parrhosios ise sanatçını kendisini. Zeuxis: "ben kuşları kandırdım fakat parrhasius beni kandırdı." der.

Burada bakış, görme eylemi değildir. Parrhasius, Zeuxis'in bakışını hedef almıştır; ona zaferi getiren ise gerçekçi oluşu değil, Başka'nın bakışını hedef almasıdır. Zeuxis'i kandıran şey, "ben görüyorum" sanrısıdır.

Görme üzerine yazan Berger, görmenin konuşmadan önce geldiğinin altını çizer. Lacan'da bakış, görme eylemi değildir; bir parsiyel nesnedir (objet a) ve öznenin kontrolünde değildir. Özne bakarken, aslında bakış tarafından tutulur. Bu yüzden bakış, imgenin içinden değil, Gerçek'ten gelen bir fazlalıktır. Parrhasius'un Zeuxis'i kandırması da budur: Zeuxis bakmaz; bakışın hedefi olur. Bu delici etki, Barthes'ın punctum'da tarif ettiği "bana doğru gelen", "beni delen" şeyle aynı düzlemdedir.

Fransız aydın ve eleştirmen, aynı zamanda göstergebilimci olan Roland Barthes, 1980'de Camera Lucida olarak çevrilen bir kitap yayınlıyor, La Chambre Claire, yani Camera Lucida ise aslında bahsettiği, fotoğrafın aydınlık yüzeyinin fotoğrafçının bakışıyla şekillenmesine yarayan optik aygıtın adı.

Barthes bu kitabı, annesini kaybettikten sonra yazmıştır. Annesinin fotoğraflarında O'nu aradığını ancak bulamadığını anlatır. Sonra aradığını bir fotoğrafta bulur.

Bu kayıp ardından fotoğrafın hakikatini aradığı kitapta, fotoğrafın iki okuma düzeyi olarak studium ve punctum'dan bahseder Barthes. Burada Lacan'ın 11. Seminerde travmatik olanı, gerçekten geleni konuştuğu automaton ve tuche kavramları ile paralellik kurmaktadır.

İlk olarak, belirli bir fotoğraf, temsil ettiği şeyden ayırt edilemez, pipo, her zaman pipodur. Bazı profesyoneller ise fotografik göstereni gösterir, bu aynı zamanda ikincil bir düşünme eylemi gerektirir.

Burada ilk katman studium. Latince çaba, gayret, bir şeye yönelmiş dikkat gibi anlamlara geliyor, study'nin köküyle aynı. Studium, automaton'a denk düşer, kültür, politika, eğitim, tarih gibi simgesel yapılardan bağımsız düşünülemez. Studium'da, fotoğrafçının niyetiyle karşı karşıyayızdır. Belgesel fotoğrafı gibi örneğin, amaç bir şeyi belgelemek. Sartre'ın bir sözüne atıf yapar, "gazete fotoğrafları bana pekala bir şey söylemeyebilir.". Studium, fotoğrafı anlama düzeyidir. "Kaygısız bir tutku" der, "aşık olma değil hoşlanma düzeyinde. …İdare eder bulduğumuz insanlara, eğlencelere, kitaplar duyduğumuz gibi belirsiz ve sorumsuz bir ilgi."

Punctum ise, delmek, batırmak, fiilinden türeyip delinen yer, nokta, delik, iğnenin bıraktığı küçük iz gibi anlamlara gelir. Sanatçının niyetinden bağımsız olarak, veya bir arayış sonucu değil rastgele karşılaşılan tekil karakterdeki boşlukta bir ayrıntı bakanı kendine çeker. Bu ayrıntı o fotoğrafı okumayı değiştirmiştir ve artık yeni bir fotoğrafa bakılmaktadır.

Bu noktada punctum, studium'u kırar ya da deler. Bu başımıza gelen bir şeydir (advent). Bilinçdışının bir malzemesi olan harf olarak çıkar karşımıza. Gerçek ile çarpıcı karşılaşma. Punctum tam da bu nedenle bir harftir: Anlam üretmez, açıklanmaz, ama yüzeyde bıraktığı o küçük izle öznenin bedenine yazılır.

Sanatçının ne yapmak istediği studium'a daha yakındır, izleyiciye geçen ise punctum katmanındadır. Punctum, fotoğrafçının yaptığı değil, fotografinin yaptığıdır. Barthes için yazar ölür, sanatçı bildiğini sandığı şeyi üretmez, gösterenler zincirinin onu sürüklediği şeyi üretir; eser bir kez ortaya çıktıktan sonra da anlam artık onda değildir. Dolayısıyla, sanatçı ile izleyici aynı şeyle karşılaşmazlar.

Peki, sanatçıdan çıkan nedir? Eğer sanatçıdan çıkana da bir yazı formu diyorsak, Lacan'ın écriture kavramına değinmek önemli. écriture harfin yazılmasıdır; bu kalemle yazmak, metin üretmek ya da kalemle yazmak değildir. Écriture: gösterenin mekânsal düzenlenişini, nasıl katlandığını, döndüğünü, kıvrıldığını ifade eden topolojik bir işlemdir. Borromean düğümler, mobius şeridi Lacan'da bir écriture, yazıdır. Lacan, Joyce'un yazısının (Écriture'un için onun semptomu olduğunu söyler. Bilinçdışı dil gibi yapılanmış sözündeki yazı düzeyindeki yapısal örgüye referansı vardır.

Peki sanat eserinde bize değen şey nedir? Bedenden geçen nedir, belki tüyleri ürperten?

Bu harfin nerede, ne zaman, kimde ortaya çıkacağını bilebilir miyiz?

2025 Sonbahar Psikanaliz Buluşmaları
Psikanaliz Buluşmaları Görseli