Bağımlılıktan Psikanalitik Eyleme
Ayça Korkmaz
1 Haziran 2025
Freud-Lacan Psikanaliz Derneği — ALI Turquie
2025 İlkbahar Psikanaliz Buluşmaları
Beni bu konuyu konuşmaya çağıran seansa gelen bağımlılığı olanların bir anda ortadan kayboluşlarıydı. Bu kişiler zaten bir görünüp bir kaybolurlardı. Bir yandan her şey ulu orta gözükürken kendilerinin ne kadar zarar gördükleri ortadayken ve hayatlarına dair hayalleri varken nasıl oluyor da alkol, uyuşturucu veya kumarla bağları böyle sıkı sıkıya devam ediyordu? Yıllarca, bu bağ daha da sıkılaşarak ve bedenlerine verdikleri zarar artarak? Bu konuşma için beni düşündüren diğer şey ise bu bir anda ortadan kayboluşları hakkında yapabileceğim hiçbir şey yokken "acaba ne zaman geri dönecekler?" sorusuyla beklemek. Evet, beklediğim bir yanı olduğunu inkâr edemeyeceğim. Bu bekleyiş, beni bağımlılığın yapısını eylem ve psikanalitik eylem boyutunda çalışmaya itti.
Bugün bağımlılık söz konusu olduğunda psikanalitik eylemden nasıl söz edebiliriz veya eyleme geçişten (acting out'tan) psikanalitik eyleme nasıl geçilebilir, geçilebilir mi gibi sorular üzerinden düşünerek konuşmamı hazırladım. Yani başlığın sonuna soru işareti de koyabiliriz, üç nokta da.
Önce kısaca bağımlılığın nasıl işlediğinden söz edeceğim.
Bağımlılık, güncel tartışmalarda, bugün değinilen yeni ruhsal ekonominin ortaya çıkardığı sonuçlardan biridir. Thierry Roth'un kelimeleriyle, sayısal ve niceliksel olanın, öznenin sözünü boğmaya meylettiği bir çağda, yani jouissance pazarının öznenin öznel arzusuna değil, herkesin ortak pulsiyonlarına hitap ettiği bir çağda bağımlı öznelerle sık karşılaşmaktayız.
Yeni ruhsal ekonomide Başka ile ilişkilenme değişmiştir, çünkü Baba-nın-adı'nın işleviyle ilişki değişmiştir. Özne arzu üzerinden ilişkilenmez, arzusundan ziyade jouissance'ının peşindedir. Jouissance'ın kavram itibariyle sınırı yoktur. Bağımlı özne gerçekle, Başka'daki delikle, gerçeğin yarığıyla dipdibedir. Kurucu olan eksik üzerinden örgülenen arzu dinamiği yerine Başka'nın geri döndürülemez eksiğiyle yüzleşmemiş, sınırı ancak gerçek'in yeri olan bedenden gelen bir jouissance söz konusudur. Yani klasik fort-da örneğinden düşünecek olursak annenin gidişi fantazma yer açacak bir eksik değil bir boşluk olarak kalmıştır ve burada eksik üstlenilmemiş ve gerçek olarak bir boyut kazanmıştır.
Örneğin travmatik özne de gerçekle karşı karşıyadır. Psikanalize geldiğinde ise karşılaştığı gerçek; konuşarak simgeselde yer bulur, travmanın deliği sözle yeni bir örgüyle örgülenir. Fakat travmatik öznede talebin farklılığından söz edebiliriz. Travmatik özneyi getiren, ızdırabını anlamlandırma çabasıdır, o zaten oradan çıkmak ister.
Bağımlı öznenin ise bu travmatik gerçekle karşılaşması bağımlı olunan nesnelerle tıkanmıştır. Yani özne için kurucu olan Başka'daki eksik, simgeselleştirilmeden kalmıştır ve gerçekle karşılaşma hali beden üzerinden ve sınırı olmayan bağımlı olunan nesnelerle tıkanmaktadır.
Peki neden?
Kastrasyon işlemez çünkü yine Thierry Roth'un ifadesiyle baba-nın-adı'nın récusation'ı söz konusudur. Yani baba-nın-Adı'nın yok sayıldığı, devre dışı bırakıldığı bir ruhsal ekonomi devrindeyiz. Başka bir deyişle, üçgenleşme ile babasal olan işlemez, ikili bir bağ olan annesel olanın öne çıktığı bir yapıdır bağımlılık. Kastrasyondan kaçınmak bağımlılığın motor gücüdür. Çünkü özünde dildeki Başka'ya yönelik her tür borç ve bağlılığı reddetmeye odaklıdır.
Böylece, bağımlının psişik işleyişi kastrasyon veya simgesel yasa ile bir çatışma içinde değildir. Yani phallic jouissance yerine nesne jouissance'ı etrafında bir psişik işleyiş var. Melman'ın deyişiyle, fallik jouissance'da, özne, fallusun bir görünüşünden haz almaktayken nesne jouissance'ında direkt olarak gerçek nesne ele geçirilebilmektedir. Gerçek nesne ve nesneye jouissance'da, Başka'dan dolanarak gelen bir psişik işleyiş yoktur. Yani nesne bir ikameye benzemez, bir yer değiştirme yoktur; bunun yerine gerçek nesnede kişinin nesneyle arasında bir mesafe yoktur ve özgürlüğü kalmamıştır. Bu jouissance nesnesi, kaybedilen nesnenin özgün nesnesiymiş gibi davranır ve jouissance'ı anneseldir. Tıpkı matruşka bebeklerinde en küçüğü çıkana kadar açmak gibi, herbiri birbirinin içine geçmiş ve açtıkça daha küçüğünü gördüğümüz bebek anneler, bağımlının annesel olanı aramasının bir metaforu olabilir. Jouissance burada sonsuz gibi gözükmektedir fakat içinden çıkan anne bebekler gitgide küçülmektedir. Yani bağımlı kişi, hayalindekine ne kadar yakın olduğunu düşünse de bir o kadar uzaklaşmaktadır. Jouissance'ı burnunun dibinde olsa da arzusundan uzaktır.
Klinikten bir örnek olarak babası da kumar bağımlısı olan bir kumar bağımlısının "babası gibi olmayacağını" hayal ederken, bunu isterken babasının tam tersine kumardan zengin olmayı hayal ederken borçlar içinde hayatına devam etmesini düşünebiliriz.
Burada bu jouissance'ın tek sınırı ise organizma, yani bedendir. Yani gerçek'in olduğu yer. Sınır ise genel olarak maddi borçlar, ya da uyuşturucu veya alkolde aşırı doz, alkol koması veya bedenin hastalanması, iş/aile kaybı olarak ortaya çıkabilir. Travmatik öznenin anlamlandırma çabasının aksine, bağımlı özne bu gerçek'ten gelen kesikle oradadır; mecburen oradadır ve bağımlı olduğu nesnelerle ilişkisini anlamlandırmaya dair çabası pek yoktur.
Bu sınırın zorlanması dışında da gerçekle bunca uğraşın ya da karşılaşmanın sonucunda ise bedenle ilişki, yani beden nerede durmaktadır?
Öznenin simgeselden ziyade gerçek sınırlarla bir uğraşının sonucu bedende yankı bulur. "Beden artık dilin mekanı olmaktan çok ürünlerin içine doldurulduğu bir kap ya da iz bırakan bir yüzey" haline gelir. Jouissance artık bedenlerine bağlanmış durumdadır.
Yani ayna evresi üzerinden de düşünecek olursak, özne kurulumunda bedenin simgeselleşmesi ve bedenle kurulan imgesel ilişki Başka'dan geçmektedir. Başka'nın devre dışı bırakıldığı, bağımlı olunan nesne ile tıkalı bir söylem içinde ilişkilenme halinde ise bedenin bütünlüğü de devre dışındadır. Bu nedenle beden üzerinden gelen sınır da bir noktaya kadar reddedilir. Veya vaka üzerinden konuşacak olursak örneğin bir bağımlı bedenine ne kadar zarar gelmiş olsa da örneğin bir kokain bağımlısı burun tıkanıklığı sebebiyle sürekli burun silmekten dolayısıyla basınçtan dolayı kulakları kanasa da hatta işitme kaybını kısa süreliğine yaşayıp uzun süreli işitme kaybıyla karşılaşma tehdidinde olsa bile maddeden aldığı zevkten ve içmeye devam etmekten söz etmektedir.
Beden Başka'yla ilişkideki dilsel ağa tam oturmamıştır, gösteren zincirine kaydolmamıştır da denebilir. Levaque, beden ve ayna evresi üzerinden bağımlılığı ele alır. Bu yazıda, kliniğe gelen alkoliklerin birkaç gün içinde neredeyse tamamen toparlandığından söz eder. Bağımlı kişi, hastane ortamında makineye indirgenen bedenine birkaç ayar yapılıp yeniden işler hale gelişi ile toparlanır ve hayatına devam eder. Yani burada hastane çalışanlarının bakışının hastane ortamıyla beden imgesini yakaladıkları düşünebilir fakat bu simgesel bir iz değildir. Yine bu yazıda alkoliğin kliniğinden başka bir örnek ise hasta karnında sıvı toplanması, boğaz kanseri ya da kırıklar gibi ciddi bedensel durumlara rağmen hastaların durumlarının ağırlığına dair bir kayıtsızlıktan söz edilir. Ve bu bağımlıların ilişkinin kaygan, gözeneksiz oluşuna muşamba yüzeyi dediğini örnekler. Alkoliğin inkârı ve kayıtsızlığı birçok bağımlılıkta gözlemlenebilecek bir durumdur.
Bu noktada, eylem üzerinden konuşmak istiyorum.
Psikanalitik eyleme gelene kadar bağımlıda karşılaşılan eyleme geçişler (acting out) ve eyleme dökmeler (passage a l'act'lar) özneyi kaplamaktadır. Bağımlılık başlangıçta bir acting out olarak işleyebilir fakat bağımlılık derinleştikçe passage a l'act yapısına kayar. Yukarıda bahsettiğimiz bedensel sınır zorlamalar bu noktada ortaya çıkar ve öznenin sahneden çıkışını gösterir. Özne gerçeği kayda geçirememekte ve simgeselleştirememektedir. Lacan'ın söylediği şekilde, acting out'u vahşi aktarım olarak ele aldığımızda; bağımlı, bir nesne ile ilişkisi üzerinden gizli bir mesaj da barındıran, Başka'dan yorum çağıran ancak çözülmesi olanaksız olan bir mesaj iletmektedir. Bağımlılık geliştikçe ve tekrarlı hale geldikçe bu eyleme dökmeler eyleme geçişe yani acting out'lar passage a l'act'lara dönüşür ve gerçek zorlanır. Öznenin Başka ve anlam alanıyla artık bağları kesilmiş ve özne artık saf jouissance'a yönelmiştir.
Yani bağımlı özne için acting out, eksikle yüzleşememenin eylemde karşılık bulmasıdır. Bu eksikle yüzleşememe tekrar halinde yeniden üretilmekte ve özneyi acting out döngüsüne hapsetmektedir. Bağımlı kişi, her seferinde arzudaki eksikten kaçarak psikanalitik eylemi sürekli ertelemektedir. Kastrasyondan kaçışın eylem formunda yansıma bulmasıdır. Bu acting out'lar psikanaliz sürecinde ise bu analizanların kaybolup geri gelmeleri olarak karşılık bulur. Aslında gidip geri gelmek, kaybolmak sadece bağımlılığı olan kişiler için söz konusu değildir. Fakat burada farklı olan şey, gerçekle temasa dair bir şey. Bu yüzden bu gidiş gelişlere katlanmak analist için daha farklıdır. Gerçekle bu karşılaşmayı bir yere oturmak mı acaba analisti bekleten?
Dolayısıyla acting outların tekrarı neticesinde bedeni ile ilişkisinde devamlı passage a l'act halinde olan bu öznelerle çalışırken psikanalitik eylemin yolu nasıl çizilebilir? Bu yolun hassas olduğunu birçok psikanalist söyler.
Melman, alkoliklerin analizinde yorumun ve kurmanın yani konsturiksyonun sınırlarını ele alır. Konstrüksiyon, çocukluk yaşamının biyografide delik oluşturan ve bastırmanın sezilmesine olanak verdiği fakat bastırmanın kaldırılmasıyla kapatılamayan parçasını onarmayı hedefler. Travmatik kişilerle çalışırken de bir konstrüksiyon söz konusudur ancak bağımlılıklarda bu bir hassasiyet gerektirir. Bağımlı kişide bir neo-fantazm vardır; alkol içende alkolün ona iyi geldiği, kumardan zengin olma hayali neo-fantazm örneği olabilir. Başka'daki eksik üzerinden örgülenmemiş fantazm olan neo-fantazm, imgesel boyutun özel bir kırılganlığını içerir. Yani bağımlılıkta nesneyle ilişki gerçek, imgesel ve simgesel arasındaki düğümlenmeyi güvence altına alacak imgesel bir girişim olabilir. Bağımlı olunan nesneye gelecek sert bir yasaklama risklidir. Melman, bu sebeple analistin hem küçük başka hem de Büyük Başka konumuna geçip oralarda dolaşmayı kabul edecek kadar hareketli olmasını, Başka'nın zaten sessizlik içinde olduğu bir bağımlılık ilişkisi karşısında yeterince konuşkan olmasını ve konstrüksiyonun işe yaramazlığını kabul edecek kadar gözü pek olmasını gerektirdiğini söyler. Psikanalitik eylem, bilinçdışının etkilerini öznenin kayda geçirmesine imkan tanır. Fakat bağımlı öznenin Başka ile ilişkilenmesinin, yani Başka'yı yok saymanın etkilerinin getirisi olarak eyleme geçişler ve eyleme dökmeler yine tekrar halinde karşımıza çıkacaktır. Pitavy de analistin etten kemikten olarak orada olmanın, zaman tanımanın, her türlü deliğin, boşluğun taşıyıcısı olmanın altını çizer ve analistin söylemler içinde yer değiştiren topolojik bir kıvraklık içinde olmasını gerektiren bir ilişkiden söz eder. Yani, bağımlının bağımlı olduğu nesneyle kurduğu ilişkiye tahammül gerektiren bir pozisyonun ancak psikanalitik eylemin yolunu açabileceğini söyleyebilmekteyiz.

