Yayınlara Dön

Aktarımdan Yazıya: Psikanalizde Yazı

Ayça Korkmaz

2 Kasım 2024

Freud-Lacan Psikanaliz Derneği — ALI Turquie

2024 Sonbahar Buluşmaları

Psikanalist Formasyonu

Konuşmamın başlığı Aktarımdan Yazıya: Psikanalizde Yazı.

Fakat, biraz tersinden başlayacağım, Ecrit'den söz ederek. Bilmeyenler olabilir, Ecrits, Lacan'ın yazılı metinlerinin olduğu yayın; başlığı ise Yazılar anlamına geliyor.

Yani Yazı'dan başlayarak aktarımı konuşacağım.

Ecrits 1966'da yayınlanıyor. Oldukça ses getiriyor. 1974'de Roma'da Lacan ile yapılan bir röportajda bir gazetecinin Ecrits hakkında bir yorumu dile getiriliyor.

Gazeteci diyor ki, Lacan'ın yazıları son derece belirsiz, anlaşılması zor ve bu metinleri okuyarak kendi sorunlarını daha iyi kavramak isteyen birini derinden dehşete düşürüp huzursuz edecektir.

Devamında da gazeteci diyor ki aslında Lacan, Freud'a dönüşün en ünlü savunucularından biri olsa da bu geri dönüşün son derece sorunlu olduğunu ve Freud'un metinlerini tekrar gözden geçirme şeklinin onları okumayı daha da zorlaştırdığını söylüyor.

Lacan, cevap olarak yazılarıyla ilgili o meşhur sözleri yineliyor, ben onları insanların anlaması için yazmadım. Ayrıca Lacan, okunmak için yazılmadığını da doğrudan söyler. Okunmak için yazılmayan yazılardan bahsediyoruz…

Bu röportajda Lacan, Freud'un, çalışmasının ve keşfinin yayılması ve insanlar üzerinde bir etki uyandırması için çok beklemek zorunda kaldığını; aynı zamanda Freud'un çağdaşlarının da Freud'un beklenmedik bir şekilde ortaya attığı teorisini anlamalarının zaman aldığını söylüyor. Kendisinin ise Freud'a dönerek Freud'un bilinçdışının özgünlüğünü göstermek istediğinden bahsediyor.

Ecrit'nin iyi sattığını duyunca kendisi de şaşırmış, bunun nedenini anlamadığını fakat insanlar bu yazıları anlamasalar da bu yazıları okumanın insanlar üzerinde bir etkisi olduğunu söylemiş.

Kasıtlı olarak anlaşılmaz yazmadığını da ekliyor. Ecrit'nin konuştuklarının az çok inanılmaz bir konsantresi olan bir yazı olduğunu söylüyor.

Bunun teorik açıklamasına bakacak olursak; Yazı, Lacan'ın teorisinde arzu nesnesi, obje petit a ile ilişkilidir. Bu röportajda da söz ettiği, insanların anlamasalar da etkilendiği arzunun tarif edilişidir.

Melman'a göre, Lacan Ecrits'i, okunmaktan ziyade deşifre edilmeyi gerektiren bir metin olarak konumlandırır. Ecrits, dilin yüzeysel anlam katmanlarının ötesine geçerek, bilinçdışının işleyişine dair bir yapıyı çözümlemeyi önerir. Yani, anlam arayışındaki özneyi bilinçdışıyla bağlantılı bir okumaya yönlendirir.

Lacan'ın yazıları, dilin içindeki eksikliği açığa çıkaran bir işleve sahip. Dil ile oynayabilen bir yazı okuruz Ecrit'de.

Aynı zamanda Ecrit'nin başlık seçimi ve içeriği Lacan'ın teorisindeki harf, yazı ve psikanalitik bilgi aktarımının yani transmission'ın kristalleşmesine zemin hazırlar. Lacan, yazmak ve yayınlamanın aynı işleve sahip olmadığını söyler. Şöyle der: "Yazılı metin olarak adlandırılan şeyin object petit a ile çok yakın bir ilişkisinin tesadüfi ve beklenmedik bir birleşimi, tüm yazıları çöp karakteriyle donatır." burada bir söz oyunu yapıyor, Fransızcada 'yayınlama' anlamına gelen 'publication' kelimesini 'poubellication' (çöp yayın) şeklinde söyleyerek çöp-yayın olarak çevrilebilecek bir ifade kullanıyor. Çöp dediği, artık, sözün ardında kalan artığa, bilinçdışı bilgiye yollayan bir şey. Hatta bu artıkların ardında yatan psikanalitik yazı ve aktarım teorisine gönderme yapar.

Artık veya atık, dilde tam anlamıyla ifade bulamayan, arzunun ulaşılmaz bir nesnesi olarak bilinçdışında kalıp öznenin içinde bir eksiklik ve fazlalık yaratan bir şeydir. Bu artık, öznenin tam olarak tamamlanamayacağının, arzu ve jouissance arasında hep bir fazlalık ya da tatminsizlikle var olacağının göstergesidir. Bu yüzden çöp yayın ifadesi, Lacan'ın yazı ve aktarımla ilgili teorisine gönderme yapan bir şeydir. Tıpkı object petit a gibi, tatmin vermeyen ve özneye eksiği yaşatan bir şeyden söz ediyoruz.

Yani Lacan için yazı, içerikten çok üslubu ve tekniğiyle bir obje petit a olarak işlev görür. Yazı, yatıştırmaz; yazarında olmasa bile okuyucuda bir etki yaratır. Yani okuyucusuna belirli bir anlama ulaşmak zorunda olduğu bir yolculuk sunmaz. Bilgi vermez.

Melman'ın söylediği gibi, bilgi; hatta körü körüne bağlanan bir bilgi, narsistik bir yarayı iyileştirme çabasıdır. Yani narsistik imgesel bir şeydir. Lacan okuyucuyu bilgilendirmeye çalışmaz ve tam tersine, okuyucuyu tatminsiz bir arayışta bırakır ve onu kendi arzularıyla yüzleşmeye davet eder.

Bu noktada Lacan, yazının bu işleviyle, okuyucuyu, sadece bilgiyi özümseyen bir nesne olarak değil, kendisiyle ve arzularıyla yüzleşen bir özne olarak konumlandırır. Yani psikanalitik yazıda, tıpkı analizde olduğu gibi anlamın peşinde değil, harflerin ve bilinçdışı işaretlerin peşindeyiz.

Bu durumda, Lacan'ın yazı işleviyle aktardığı, bilme arzusudur. Aktarılan obje ise object petit a'dır. Arzu nesnesi.

Lacan'ın yine meşhur sözlerinden, bilinçdışı dil gibi yapılanmıştır ifadesi, yani bir diğer deyişle, bilinçdışı yazı gibi yapılanmıştır şekliyle de söylenmektedir. Lacan, okunan her şeyin bilinçdışı olduğunu söyler. Bilinçdışı, her şeyden önce okunan bir şeydir.

Nesnesi ise harftir.

Bu durumda da analiz ise aslında bir dinleme değil, okuma sürecidir.

Lacan analizin başka türlü bir okuma olduğunu söyler, yani Autrement. Büyük B ile.; Başka türlü okuma.

Bilinçdışını okumayı Lacan hiyeroglif yazısını okumaya benzetir.

Bunu açacak olursak, yetişkin bir birey artık lalangue'ın yazıya dökülmüş, belirlenmiş ve dilbilgisel olarak düzenlenmiş biçimiyle yaşar. Fakat lalangue'dan kalan kalıntılar, garip bağlantılar ya da belirsizlikler bilinçdışına özgü gösterilme yolları olarak var olmaya devam ederler, gösterenler olarak. Alışılmadık bir telaffuz, duraklama şeklinde bu kalıntılar gözükebilir. Analistin kulağının dikildiği an ise, söylemin açıkça anlam kazanmadığı; bir şeyin kolayca okunamadığı andır. Dildeki harflerin devreye girdiği yer tam da burasıdır. Harflerin ve yazının işlevini açığa çıkaran bir an. Burada yazı, harf ve gramerle bağlantılı olarak imgesel olan her şeyle, anlamla bir kopuş yaratır.

Örneğin Melman'ın söylediği gibi, rüyalar, hiyeroglif tarzında bir yazıdır. Yani anlamları için değil yalnızca harfsel bir şifreleme unsuru olarak kullanılan figüratif ögelerden faydalanılır. Ayrıca bu yazı oldukça öznel bir yazıdır. Yalnızca rüyayı gören kişi için bir anlam ifade eder fakat rüyayı gören kişi için bile sabit bir yapısı yoktur. Hatta Lacan, Ecrit'de der ki, hiyeroglif yazısını okumak kahve telvesini okumaya benzemez. Yani anlamdan ve imgeselden uzak bir okuması olduğunu söylüyor.

Yani bu yazının dili bir kez oluşturulmuş bir alfabe değildir; sürekli olarak yeniden icat edilen bir alfabe gibidir. Anlamdan neredeyse yoksun, metinler oluşturan harf zincirleri olarak düşünebiliriz rüyaları. Bu yüzden de analist analizanın sözlerini her zaman bir metinmiş gibi okumalı. Analizanın sözleri metin gibi harfi harfine kabul edilir. Çözülmeleri gereken şifreler gibi işlev görür. Okumak, bilinçdışını okumak, her zaman bir deşifre işlemidir. Başka bir noktadan söyleyecek olursak, konuşanın söyleminin anlamına ya da içeriğine değil, formal özelliklerine odaklanılarak bir deşifre yapılır.

Bu çözümlenen metin, bilinçdışı bilgi zaten orada değildir. Yani metin önceden orada yoktur. Transfer ve analizanın her bir sözünün oraya getirdiği yenilikle oluşan bir metindir. Bu sebeple analiz, öznede önceden var olan kayıtların diyalog içinde aktarım aracılığıyla şekillenmesidir.

Bu diyalog, analiz sürecinde yazılan ve inşa edilen her şey hem analist hem de analizan için benzersizdir. Bu nedenle sonuçlar önceden kestirilemez.

Yani bilinçdışı bilgi, aktarım dolayımıyla, analiz sırasında ortaya çıkar ve analist ve analizanın birlikte katıldığı bir süreçte oluşur. Bu noktada bir yandan analizanın talebinin altını çizmiş oluyoruz bir yandan da aktarılan kişinin, yani analistin de pasif olmadığı bir süreçten bahsediyoruz.

Çünkü bilinçdışı sosyaldir. Bizler sosyal olarak, aktarım yoluyla öğreniriz. Yani, Süreç içerisinde sosyal olarak yazılacak bir metinden bahsediyoruz.

Bu noktada psikanalize ve psikanalizin aktarımını düşünerek, Ecrits için Lacan'ın söylediği bir metafordan bahsedeceğim. Bunu Melman aktarıyor. Lacan, Ecrit'nin çılgın bir şövalyenin boş senetleri olarak görülebileceğini söyler. Bu, boş senetler, üzerine "şu tarihte size olan borcumun bir kısmını ödeyeceğim" yazan kağıtlardır. Yani paranız yoktur, sadece üzerinde borcumu ödeyeceğim yazan bir kağıtla ödeme yaparsınız. Ödeme yapmayı kabul edersiniz ama ödemenin ne kadar olduğunu bile bilmezsiniz. Borç bir türlü ödenemiyor, tamamlanamıyor. Ecrit de aynı şekilde, sonuna kadar çözümlenemeyen, daima eksik kalan ve bir anlam talep eden bir metin. Tıpkı psikanaliz gibi.

2024 Sonbahar Buluşmaları